“Yazarlar konfor alanının dışına çıkmalı ve risk almalı”

“Yazarlar konfor alanının dışına çıkmalı ve risk almalı”

“Yazarlar konfor alanının dışına çıkmalı ve risk almalı”

“Okurun ihtiyaçları doğrultusunda yayıncılık yapmak aslında yazarların potansiyellerini kısıtlamak ve daha fazla sesin duyulmasına mani olmak anlamına gelir” diyor ve ekliyor Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Kazuo Ishiguro’nun yayımcısı Sam Coates: “Yazarlar konfor alanının dışına çıkmalı ve risk almalı. Kendilerini akışa kaptırmamalı. Ve aslında bir yazar, bir kitapla yeni bir tartışma yaratabilir.”

Betül Memiş /Cnnturk.com

“Bütün sanatlar gibi edebiyat da hayatın yetmediğinin itirafıdır” diyor Portekizli şair, ressam Fernando Pessoa… Alman edebiyatçı, politikacı, ressam ve doğabilimci J. W. Goethe de: “Gittikçe anlıyorum ki edebiyat; insanlığın ortak malıdır ve her yerde, her zaman yüzlerce; ama yüzlerce insanda ortaya çıkar, biri ötekinden biraz daha iyi becerir ve ötekinden biraz daha su yüzünde kalabilir, hepsi bundan ibaret” şeklinde, noktayı koyuyor mevzuya. Kelamın girizgâhını iki büyük ustanın sözleriyle açma sebebimiz; geçtiğimiz hafta dördüncüsü düzenlenen, 72 ülkeden yayınevi temsilcilerinin, ajansların ve editörlerin üç gün boyunca telif ve çeviri görüşmeleri için bir araya geldiği (Uluslararası Telif Zirvesi) İstanbul Fellowship’ti…

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği tarafından ortaklaşa düzenlenen buluşmanın konuklarından biri de RCW Edebiyat Ajansı’nın Yabancı Hakları Yönetici Editörü Sam Coates’ti. Coates, 2017’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kucaklayan Japon kökenli, İngiliz yazar Kazuo İshiguro’nun yayımcısı aynı zamanda. Biz de festivali bahane edip, “Gerçek okur diye bir tanım yapmanın kendisi sorunlu” diyen Coates’e ulaştık ve tadımlık bir röportaj gerçekleştirdik.

“Türkiye bölgedeki en büyük market”

* Türkiye’nin usta yazarlarından Hasan Ali Toptaş; “Zaten, bir cümle yazmak aynı zamanda beste yapmak değil midir? Hikâye, kelime kusarak değil kelime yutarak yazılır” diyor, sizde yazmanın karşılığı nedir?

Hasan Ali Toptaş’a katılıyorum. Yazma doğası itibariyle akıbeti belli olmayan bir sürece benzer: İlkin özgün fikir kağıda dökülür, ardından bu metin en mükemmel, en pürüzsüz halini alıncaya dek, elden geçirilir ve düzeltilir. İşte büyük yazarlık, bu süreçler sonunda ortaya çıkar.

* Türkiye’de ‘yayıncılık’, ‘çeviriler’ ve ‘kitap editörlüğü’ kısmında fotoğraf nasıl görünüyor?

İstanbul’a bir kez gelmişti, bir haftalığına. Öte yandan Türkiye’den yayıncılarla uzun yıllardır çalışıyorum. Türkiye gelenekselden gelişen bir market ve bölgedeki en büyük market bizim için. Buradaki yayıncılığın canlı, enerji yüklü ve risk almak isteyen bir yapısı olduğunu söyleyebilirim. Ticari güdümlü yayınlardan çok edebiyat eserlerine ilgi duyuluyor. Burada okur gerçek ya da kurmaca olsun ama iyi yazılmış eserler ister. Ve bütün samimiyetimle söyleyebilirim ki; Türkiye’deki editörler birlikte çalıştığım editöler arasında en meraklı ve dinamik olanlar.

“Gerçek okur tanımı yapmanın kendisi sorunlu”

* Kazuo Ishiguro 2017’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı. Editörlüğü yapılan kitapların ödüller alması bir editör ve yayınevi için ne ifade eder ve neleri tetikler?

İshiguro’nun Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanması, ajansımız RCW’de adeta deprem etkisi yarattı. Bir yazar böylesine büyük bir ödül kazandığında kutlamaların (ve yeniden basımların) arkası kesilmez. Ama İshiguro, Nobel’i kazandığında yalnızca kendi yayıncısı değil, İngiltere’deki bütün bir yayıncılık dünyası bunu memnuniyetle karşıladı. Bunun böyle olmasının başlıca sebebi, Ishiguro’nun karakteridir. Ishiguro hem deha sahibi, hem de paylaşmayı seven bir yazar. Yayınevinde çalışanlar içinse; ödülü takip eden dönem işlerin kat kat artması, kitabın yeni dillere çevrilmesi, her gün gelen onlarca röportaj talebinin yayınevine iletilmesiyle sonuçlandı. Fakat baştan sona düşündüğümüzde, bu sürecin parçası olan herkes için unutulmaz bir deneyimdi.

* “Kitap için reklama ihtiyaç duyan okur, gerçek okur değildir. Gerçek okur hangi yayınevi neyi yayınlamış bilir ve takipçisi olur” diyen de bir kitle var, siz ne düşünüyorsunuz?

Elbette yayınevlerini, çevirmenleri ve hatta editörleri takip eden okurlar vardır. Fakat bana sorarsanız “gerçek” okur diye bir tanım yapmanın kendisi sorunlu. Her okurun farklı bir beğeni anlayışı ve her yeni kitapta doyurmaya çalıştığı başka başka ihtiyaçları var. Yani belli bir “gerçek” okur tanımı yapıp, bu okurun ihtiyaçları doğrultusunda yayıncılık yapmak aslında yazarların potansiyellerini kısıtlamak ve daha fazla sesin duyulmasına mani olmak anlamına gelir.

“Her şey her an moda olabilir ama bazı değişmezler vardır”

* Herkes kitap yazmak istiyor; peki, siz editörler ve yayıncılar ne istiyorsunuz?

Özgün sesler, fikirler, tazelik ve enerji. Eski bir şeye yeni bir gözle yahut yeni bir şeye eski bir bakış açısıyla bakan eserler. Yayıncılık dünyasında farklı türlerin popülerliklerinin zirvesine ulaştığı anlar olur, bununla birlikte eğer eserin kendisi yazılışı bakımından farklı ve özgünse, her tür kitap popüler olabilir. Yeni yazarlara verebileceğim en iyi tavsiyemse şu: okuyun, bir şekilde ses getiren bütün yeni kitapları okuyun ve bunları farklı yapanın ne olduğunu kendinize sorun. Yazarlar konfor alanının dışına çıkmalı ve risk almalı. Kendilerini akışa kaptırmamalı. Ve aslında bir yazar, bir kitapla yeni bir tartışma yaratabilir.

* Popülerlik ve kalite arasında bir çelişki çağrışımı vardır ya, popülerlik kötü bir şeyse çoksatanı neden alkışlıyoruz?

Çok satan kitapları alkışlamamızın sebebi, bu kitapların tanımı gereği başarıya ulaşmış kitaplar olmasıdır. Çok satan kitaplar farklı insanlar tarafından satın alınır, ödünç verilir, incelenir ve okunur, kitabın kendisinden bağımsız olarak bu durumun değerini teslim etmek gerekir. Bir yazarın eserinin kalıcılığı veya bu kitabın herhangi bir zamanda çok satan olup olmaması arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Bana sorarsanız fark tam da burada: kaliteli kitaplar ilk veya ikinci senelerinde çok fazla satmasa da, bu kitabın kalitesi sebebiyle uzun yıllar boyunca raflarda kalması ümit edilir. Çok satan bir yazarın adını 50 yıl sonra kimse hatırlamayabilir, ama kaliteli kitaplar yıllar boyunca aranmaya ve okunmaya devam eder. Her şey her an moda olabilir ama bazı değişmezler vardır ve insanlar sonunda oraya döner. Çünkü esas olan konu kalıcıdır ve okuyucu onu ister.

UEFA’da ‘Galatasaray’ sıkıntısı

500 bin lira tuttu

Yavrusuna saldıran aslanı perişan etti